Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

20. Yüzyılda İnsan Hakları Mücadeleleri

Resim
20. Yüzyılda İnsan Hakları Mücadeleleri 20. yüzyılın önde gelen insan hakları savunucularından Martin Luther King Magna Carta (1215), İngiliz Haklar Kanunu (1689) Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi (1789) ve Amerikan Anayasası ve Haklar Bildirgesi (1791) gününüzün birçok insan hakları belgesinin yazılı öncülleridir. Ne var ki bu belgelerin birçoğu hayata geçirilirken kadınları, derilerinin rengi farklı olanları, çeşitli sosyal, dini, ekonomik ve politik grupları dışarıda bırakılabilmiştir. Buna rağmen Dünyanın her yerinde ezilen insanlar, kurtuluşları için yürüttükleri mücadelede bu prensiplerden güç almıştır. Çağdaş uluslararası insan hakları hukukunun ve Birleşmiş Milletlerin (BM) kuruluşunun önemli bir tarihsel geçmişi vardır. 19. yüzyılda köle ticaretinin önlenmesi çabaları ve savaşların yarattığı felaketlerin sınırlandırılmaya çalışılması başlıca örneklerdir. Bu bağlamda, 1919 yılında Avrupa’da, özellikle de 1917’de Rusya’da gelişen işçi ayaklanma v

Bölgesel İnsan Hakları Sözleşme ve Deklarasyonları

Resim
Bölgesel İnsan Hakları Sözleşme ve Deklarasyonları İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi başta Avrupa’da AİHS’in imzalanmasına esin kaynağı olduğu gibi başka kıtalarda da insan haklarını korumayı hedefleyen ek bazı anlaşmaların da önünü açmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi  (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme) İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Avrupa yakın tarihinin en kayda değer anlaşmalarından biri olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) esin kaynağı oldu. 1950 Kasım’ında imzalanan ve daha çok medeni, siyasi haklara odaklanan AİHS bundan üç yıl sonra Eylül 1953’de yürürlüğe girdi. 47 Avrupa Konseyi tarafından onaylanan AİHS’te tanınan hakların, taraf devletlerce ihlal edilmesine ilişkin bireylerin iddialarını incelemek üzere Fransa’nın Strazburg şehrinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kuruldu. Türkiye bu mahkemenin yargı yetkisini 1990 yılında kabul etti. AİHM bugün insan hakları ihlaline uğradığını düşünenlerin etkin

İnsan Haklarına İlişkin Diğer Bazı Uluslararası Sözleşmeler

Resim
İnsan Haklarına İlişkin  Diğer Bazı Uluslararası Sözleşmeler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, BM bünyesinde çeşitli konulara ilişkin 80’e yakın sözleşme ve bildirgenin yolunu açmıştır. Bunlardan önde gelenler BM'ye ait metinlerde şöyle sıralanmaktadır: “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme” (1948) soykırım suçunu ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu yok etme amaçlı belli eylemlerin gerçekleştirilmesi olarak tanımlamakta ve devletlere bu suçun faili olduğu iddia edilen kimseleri adalet önüne getirme yükümlülüğü getirmektedir. “Mültecilerin Statüsüne Dair Sözleşme” (1951) ile mülteci, menşe ülkesi dışında bulunan; ırkı, dini, bir toplumsal aidiyeti ya da siyasi görüşü nedeniyle zulme uğramaktan haklı nedenlerle korku duyan ve bu korku nedeniyle ülkesinin korumasından yararlanamayan ya da yararlanmak istemeyen kişi olarak tanımlanmıştır. Sözleşme 1951'de imzalanmış ama 1954'te yürürlüğe girmiştir. 1951 Sözleşmesi'

Uluslararası İnsan Hakları Kanunu

Resim
Uluslararası İnsan Hakları Kanunu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi dünyanın tüm ulusları tarafından ortaklaşa oluşturulmuş ideal bir standart olma iddiası taşımaktadır. Ne var ki hukuki bir bağlayıcılığı olan bir metin değildir. Bu nedenle Bildirgenin ilan edildiği 1948 yılından 1966 yılına kadar BM İnsan Hakları Komisyonu’nun temel uğraşısı bildirgeye dayanan bir uluslararası insan hakları hukuku yaratmak ve bu yeni hukukun uygulanmasını zorlayacak mekanizmaları inşa etmek olmuştur. Bu çerçevede, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu yasal açıdan bağlayıcı ve en kapsamlı insan hakları antlaşmaları olan iki temel metin olarak “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” ile  “Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi”ni hazırladı. Genel Kurulca 1966’da kabul edilen ve 1976’da yürürlüğe giren bu antlaşmalar, Evrensel Bildirge’de yer alan hakları, taraf devletlerin itaatinin komitelerce denetlendiği yasal açıdan bağlayıcı taahhütlere çevirerek Bildirge’nin şa

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin Doğuşu (1948)

Resim
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin Doğuşu (1948) İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin mimarlarından Eleanor Roosevelt  “Biz Birleşmiş Milletler halkları, … temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, erkeklerle kadınların ve büyük uluslarla küçük ulusların hak eşitliğine olan inancımızı yeniden ilan etmeye…” 24 Ekim 1945’de yürürlüğe giren BM şartında, insan haklarına yapılan bu referansı, BM Şartı’ndaki yürürlük hükümleriyle, yine insan hakları ve temel özgürlüklere yapılan altı başka referans takip etti. Buna ek olarak, büyük ölçüde 42 hükümet dışı organizasyonun politik liderlere uyguladığı basıncın sonucunda 68. madde BM şartına eklendi. Bu madde uyarınca Ekonomik ve Sosyal Konsey’in insan hakları ile ekonomik ve sosyal alanlarda komisyonlar kurması karara bağlanmış oldu. Kısa bir zaman zarfında da İnsan Hakları Komisyonu kuruldu. Bu komisyon gücünü doğrudan BM Şartı’ndan alan birkaç organdan biriydi.             Uluslararası İn

Birleşmiş Milletler’in Kuruluşu ve Birleşmiş Milletler Şartı (1945)

Resim
Birleşmiş Milletler’in Kuruluşu  ve Birleşmiş Milletler Şartı (1945)   Birleşmiş Milletler Şartı imza töreninden bir fotoğraf  İkinci Dünya Savaşı 1939’dan 1945 yılına kadar sürmüş ve sonuna yaklaşmaktaydı. Avrupa ve Asya’da şehirler baştan aşağı yıkılmış, milyonlarca insan ölmüş, on milyonlarca insan evsiz ve aç kalmıştı. Avrupa’da Sovyet güçleri Berlin önlerine kadar gelmiş, Nazi’lerin son direnişini kırmaya çalışıyordu. Uzak Doğu’da ABD ile Japonya arasındaki savaş ise Okinawa gibi adalarda olanca şiddeti ile devam ediyordu. Özellikle Nazi Almanyası’nın altı milyonu aşkın insanı Yahudi, Roman, eşcinsel veya engelli oldukları için yok etmesi dünyayı dehşete düşürmüştü. İlerleyen yıllarda Nürnberg ve Tokyo’da mahkemeler kurulacak ve yenilen ülkelerden sorumlular, savaş suçları, “barışa karşı suçlar” ve “insanlığa karşı suçlar” işlemekten ötürü yargılanıp ve birçoğu bu suçlardan mahkum olacaktı. İşte bu şartlar altında İnsan Hakları düşüncesi daha güçlü bir şek

İnsan Hakları, Doğal Hukuk ve Doğal Haklar Üzerine

İnsan Hakları, Doğal Hukuk ve Doğal Haklar Üzerine İnsan hakları, kendisi de doğal hukuktan doğmuş olan doğal hakların çocuğu olarak kabul edilir. Doğal hukuk uzun yüzyıllar boyunca Batının siyaset kuramında belirleyici bir rol oynamış ve diğer bütün hukuklara karşı üst-düzey bir ahlaki standart olarak görülmüştür. İnsan yapımı hukukun adaletsizliğine itiraz etmek için başvurulması gereken Tanrı’nın daha büyük otoritesi veya doğal hukuktu. Sonunda bu doğal hukuk kavramı doğal haklara dönüştü ki bu değişim toplumdan bireye doğru bir kaymayı da ifade ediyordu. Doğal hukuk toplum üzerinde aşırı devlet iktidarını engellemek için bir temel sağlarken, doğal haklar da bireye devlete karşı iddialar öne sürebilme imkânını verdi (Renteln 1988).  Haklara dair modern kavramın izleri geriye doğru, Aydınlanma’nın politik felsefesi ve hareketinde özellikle de İngiltere, Fransa ve Birleşik Devletler’deki tek tek vatandaşların özgürlüklerine saygı duyacak sınırlandırılmış temsili hükümet for

İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi (1789)

Resim
İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi (1789) 1789 yılında Fransa’da mutlak monarşinin sona ermesi ve “Birinci Cumhuriyet”in kurulmasının yolunu açacak bir devrim yaşandı.  Fransız Devrimi adı verilen bu büyük olayın işaret fişeği olan Bastille Hapisanesi’nin halk tarafından basılmasının üzerinden ancak altı hafta ve Fransa’da feodalizmi tasfiye eden kararların alınmasından ise sadece üç hafta sonra 26 Ağustos 1789’da Fransa Ulusal Meclisi’nde kabul edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi (La Déclaration des Droits de l’Homme et du Citoyen), 1791 Fransız Anayasası’na doğru atılmış ilk adımdı. Bu bildiri ile tüm yurttaşların “özgürlük, güvenlik, mülkiyet ve baskıya karşı direnme hakkı” garanti altına alınıyordu.  “…Doğal hakların her insan tarafından kullanımının tek sınırı toplumun diğer üyelerinin de aynı haktan yararlanmasının teminidir” denilen bildiri metninde yasa, bu hak eşitliğini teşvik etmek için “genel iradenin ifadesi” olarak görülür ve “sadece topluma zara

Amerika Birleşik Devletleri Anayasası (1787) ve Amerikan Haklar Bildirgesi (1791)

Resim
Amerika Birleşik Devletleri Anayasası (1787) ve Amerikan Haklar Bildirgesi (1791) Amerika Birleşik Devletleri Anayasası halen yürürlükte olan en eski ulusal anayasadır. Amerikan Anayasasına bir ek olarak kaleme alınan Amerikan Haklar Bildirgesi ise (The Bill of Rights of the US Constitution) ABD vatandaşlarının temel haklarını güvence altına alır. 1787 yazında Philadelphia’da kaleme alınan Amerika Birleşik Devletleri Anayasası, ABD federal hükümet sisteminin temel yasası olmanın yanı sıra Batı dünyasının sembol belgesidir. Amerikan Anayasası temel yasama, yürütme ve yargı organları ile yurttaşların temel haklarını tanımlar. Bu Anayasa’da ilk değişiklikler Haklar Bildirgesi (The Bill of Rights) adıyla on madde olarak 1791’de yapılmıştır. Bu değişiklikle ABD federal hükümetinin yetkileri sınırlandırılmış, Amerikan vatandaşlarının yanı sıra, ülkede ikamet eden yabancılarla, ülkeye gelen ziyaretçilerin hakları da koruma altına alınmaya çalışılmıştır. Haklar Bi

Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi (1776)

Resim
Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi (1776)   Önceki bölümlerde belirtildiği üzere 18. yüzyıl sonunda filozof John Locke Tanrı’nın doğal yasasının bir sonucu olarak kimsenin bir diğerinin hayatına, sağlığına, özgürlüğüne ve mallarına zarar vermemesi gerektiğini öne sürüyordu. Ona göre bu haklara son verilemezdi ve söz konusu doğal yasanın varlığı bu hakların korunması için gereken neyse onu yapma hakkını da ortaya koyuyordu. Aynı dönemde yavaş yavaş maddi gücü ele geçirmeye başlayan ve o güne kadar hakim sınıf olan aristokrasinin mutlak iktidarını sorgulamaya başlayan burjuvaların çıkarları ile de örtüşen bu görüş, hükümetin rolünü sınırlıyordu. Bu görüşe göre hükümetin sorumluluğu doğal hakları korumaktı ve hatta vatandaşların, otoritesi meşruiyetini kaybeden hükümeti devirme hakkı mevcuttu. İşte bu yaklaşım 4 Temmuz 1776’da Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nce onaylanan Amerikan Kolonilerinin Bağımsızlık Bildirgesi’nin arka planını oluşturur. Thomas Jefferson, K

İngiliz Haklar Kanunu (1689) (English Bill of Rights)

Resim
İngiliz Haklar Kanunu (1689) (English Bill of Rights)  17. yüzyılın öncesinde ister sosyal, isterse de yasal, seküler veya dinsel ihtilaflar bağlamında olsun her türlü kural, yasa ve kodlar için bir çerçeve oluşturmak istendiğinde, felsefi olarak bu ilişki ve yasaları önceleyen veya onların temelinde yatan soyut haklar yerine, insanların statü ve ilişkilenmelerinden doğan yetki ve görevlerine vurgu yapıldı. Sonraları ilgi sosyal yükümlülüklerden, bireylerin ihtiyaç ve katılımına doğru kaymaya başladı. Grotius, Hobbes ve Locke gibi filozofların etkisiyle bu haklar, “doğal haklar” veya “insanın hakları” olarak tanımlanmaya başlandı. Söz konusu doğal veya etik haklar siyaset gündeminin bir parçası haline geldi. Ekonomik sınırların giderek zayıflamasıyla da, bu düşünce her yere yayılmaya başladı. İlk ve en önemli mücadele siyaset alanında oldu. “Doğal haklar” hükümranların eline teslim edilebilir miydi? “Doğal” durumda insanların sınırsız bir özgürlükleri vardı. İnsanlar,

İngiliz Haklar Bildirgesi (Dilekçesi) (1628) (Petition of Rights)

Resim
İngiliz Haklar Bildirgesi (Dilekçesi) (1628) (Petition of Rights) Haklar Bildirgesi'nin mimarı Sir Edward Coke (1552-1634) 1628 yılında İngiliz Parlamentosu Kral I. Charles’a yine insan hakları düşüncesinin ortaya çıkışında önemli bir köşe taşı kabul edilen bir sivil özgürlükler deklarasyonunu yolladı. Bu olayın öncesinde Kral’ın savaş politikalarını onaylamayan ve bu nedenle de finase etmek istemeyen İngiliz Parlamentosu, Krala ödenek vermeyi reddetmiş,  Kral da Parlamentoyu birkaç defa feshetmişti. Ama her defasında seçilen yeni Parlamento, Krala karşı gelmeye devam etti. Sonuçta Kral I. Charles, Parlamento ile anlaşmak, Parlamentonun isteklerini kabul etmek zorunda kaldı ve 1628 yılında Haklar Bildirgesi’ni (“Petition of Rights”)  imzaladı. İngiliz Haklar Bildirgesi, kimsenin Parlamentonun kararı olmadıkça vergi ödemek zorunda olmadığı ilkesini bir kez daha ilan ediyordu. Ama bununla da yetinmiyordu: “… gelecekte Parlamentonun genel onayı olmadıkça, hi

Magna Carta

Resim
Magna Carta Magna Carta'nın imzalanmasını konu edinen temsili bir resim Mezopotamya Uygarlıklarının ardından -esas olarak moderniteyle ortaya çıkacak- İnsan Hakları düşünce ve pratiğinin öncülleri denebilecek görüşler ve kimi uygulamalar Hint, Çin, Antik Yunan ve Roma Uygarlıklarında da kendini göstermekte gecikmedi. Özellikle Antik Roma’da insanların yaşam süreçlerinde yazılı olmayan bazı yasaları takip etme eğilimine sahip oldukları gözleminden yola çıkılarak, ileride İnsan Hakları düşüncesinin önemli dayanaklarından biri olacak olan “Doğal Hukuk” kavramı yeşerdi. Ama esaslı bir ilerleme için M.S. 13. yüzyılı beklemek gerekecekti.  1215 yılında İngiliz Kralı Yurtsuz John tarafından imzalanan Magna Carta veya diğer adıyla “Büyük Şartname” birçokları tarafından insan hakları düşüncesinin oluşumunda önemli bir kilometre taşı olarak kabul edilmektedir. Önceleri İngiltere’nin kimi kadim yasa ve geleneklerini ihlal ederek keyfi bir iktidar süren İngiliz Kralı Yurtsuz

İlk İnsan Hakları Belgesi: Cyrus (Kiros) Silindiri

Resim
İlk İnsan Hakları Belgesi: Cyrus (Kiros) Silindiri Günümüzde British Museum 51 Numaralı odada sergilenen Cyrus Silindiri M.Ö 539’da Pers Kralı Büyük Cyrus’un orduları efsanevi Babil Şehrini ele geçirir. Cyrus’un bu fethinin sonrasında attığı adımlar insanlık için önemli ilerlemeler olarak tarihe geçer. Pers kralı köleleri azat etmekle kalmaz, herkesin istediği dine inanmakta özgür olduğunu ilan eder ve ırksal eşitliği sağlar. Bunlar ve diğer kararları pişmiş bir kil silindir üzerine Akat dilinde çivi yazısı ile kaydedilir. Günümüzde Cyrus Silindiri olarak bilinen bu antik belge birçoklarınca dünyanın bilinen en eski İnsan Hakları bildirgesi olarak nitelenmektedir. Bu belge Birleşmiş Milletlerin altı resmi diline çevrilmiştir ve hükümleri İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ilk dört maddesi ile paralellikler taşımaktadır. 

İnsan Hakları Deyince…

İnsan Hakları Deyince… İnsan Hakları her insanın sadece insan olduğu için sahip olduğu haklardır. İnsan Haklarına tüm insanlar eşit olarak, her yerde ve her zaman sahiptir. İnsan Hakları elden alınamaz, bu haklar kaybedilemez. İnsan Hakları bölünemez, bir İnsan Hakkı diğerlerinden “daha önemsiz” veya “daha az yaşamsal” denilerek inkar edilemez. İnsan Hakları birbirine bağlıdır ve tamamlayıcı bir çerçevenin parçalarıdır. Örneğin ülkenizdeki yönetime katılma imkanınız, kendinizi ifade etme özgürlüğünüzden, eğitim alma ve hatta yaşamınız için gerekli ihtiyaçları edinme hakkınızdan doğrudan etkilenir. İnsan Haklarının bir diğer tanımı da onlar olmadan insanların onurlu şekilde yaşayamayacakları temel standartlar olarak geçer. Birisinin İnsan Haklarını ihlal etmek, ona insan değilmiş gibi davranmaktır. İnsan Haklarını savunmak tüm insanların insan onuruna saygı duyulmasını talep etmektir. Bu hakları ileri süren herkes ayrıca başkalarının haklarını ihlal etme

İnsan Hakları Kavramı Üzerine

Resim
İnsan Hakları Kavramı Üzerine İnsan Hakları kavramını ilk kullananlardan, ABD'li filozof Henry David Thoreau (1817-1862)  İnsan hakları hem ilham verici ilkelerdir ve hem de pratikte uygulanırlar. İnsan hakları prensipleri özgür, adil ve barış içinde bir dünya vizyonunu içselleştirmiş dünyanın her yerindeki birey ve kurumların insanlara nasıl davranacağına dair asgari standartlar belirler. İnsan hakları ayrıca bu asgari standartlar karşılanmadığı zaman eyleme geçebilmeleri için insanlara meşru bir çerçeve sunar çünkü verili yasalar ya da iktidar sahipleri onları tanımasa da, korumasa da insanların hala hakları vardır.  İnandığımız gibi yaşadığımızda, hükümet politikalarını tartışıp, eleştirdiğimizde, görüşlerimizi sosyal medyada paylaştığımızda içinde yaşadığımız ülkenin insan haklarına karşı tutumu ile ilgili bir deneyim yaşarız her gün. Yine her gün bir yerlerde insanların hakları ihlal edilir; bir mahkuma kötü muamele yapılır, bir aile evsizdir, sokakta